Köşe Yazıları


Üç ayları değerlendirelim

İnsanın dünya sahnesine gelmesinin gayesi; Allah'a kulluktur, ibadettir. İbadetin özü de zikrullahtır.

Cenab-ı Hak, Bakara Sûresi'nin 152. ayetinde, “Siz Beni zikredin ki, Ben de sizi zikredeyim" buyurur.

Demek ki, önce kul Allah'ı anacak…

Zikrullah; kulun kendini bilmesi, Allah'ı tanımasıdır. Allah ile kulun arasındaki münasebetin gelişmesini temin eden yegâne ibadettir. Namaz da Allah'ı zikir içindir, oruç da Allah ı zikir içindir, hac da Allah'ı zikir içindir.

Esasen zikir, Allah ı hiç unutmamaktır. Siz devamlı bir şeyi andığınız zaman, andığınız şeyi unutabilir misiniz? İşte devamlı Allah'ı anan da O’nu unutmaz.

İbadetin insana kazandıracağı hali şöyle anlatabiliriz: Şu anda bir çuvaldayız, bir et ve kemik kalıbında. Çamur kalıbı da diyebiliriz. İbadetle beraber bu kalıbı aştığımızda; ibadet de bize ağırlık vermeyecektir. Bizim bineğimiz, burağımız olacaktır.

Cenab-ı Hak, Hz. Âdem'in yaradılışından bahisle, "Ona kendi ruhumdan üflediğim zaman” buyurur.

Bizde meknuz olan benlik gelişigüzel olmayıp; hasletlerini Cenab-ı Hak'tan alan, Allah'a ait olan bir benliktir.

Kulun, Allah'tan gelen benliğini; nefis; “ruh-i hayvan”, ruhunu da “ruh-i sultan” olarak izah edebiliriz.

Nefis ve ruh dediğimiz şey bir bütündür. Onun ahlak-ı zemime merkezi olan hayvanî tarafını yani nefsi, ibadetler ile ahlak-ı hamideye tebdil etmemiz gerekiyor.

Tahrim Sûresi'nin 8. ayetinde Cenab-ı Hak, “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter” buyurur. Kulun ibadetle, zikrullah ile, tevbe ile kulluk kapısında ısrar etmesi şarttır.

Bugün toplumun içinde bulunduğu buhran hâlinden, ahlakî çöküntüden herkes şikayetçi. Kulluk istikametini bırakan, ibadeti unutan bireylerin geldiği noktanın cemiyete yansımasıdır bu hâl…

İnsan beşerî sıfatlardan kurtulup, Rahmanî sıfatlara kavuşamaz ise; siz ona ne kadar doğruyu, hayrı, güzelliği gösterirseniz gösterin, kendi iç tabiatında doğruyu hayrı görmeye muktedir olamaz. Yani onun asıl problemi kendisiyledir.

Dostlarımızdan bazıları, "Hocam namaz kılmak istiyoruz ama kılamıyoruz” diyorlar. Kişinin namaza durabilmesi için; evvela namaz için arzunun, isteğin onun iç tabiatında; kalbinde, gönlünde oluşması zaruridir.

İçinde bulunduğumuz üç aylar iklimi, ibadet isteği ile Allah'a yöneleceğimiz; tevbelerin kabul olacağı, ahlak-ı hamide istikametinde ilerleyebileceğimiz özel günlerle dolu.

Unutmayalım, fert ve cemiyet bazında huzur, saadet, barış ancak Allah'a kulluk ile olabilir.


Eklenme tarihi: 30-03-2018


Prof. Dr. Haydar BAŞ

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı